Rus Mahkemeleri ve Tahkim Kararlarının Türkiye’de Tanınması ve Tenfizi
Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Şartlar ve Uygulamadaki Sorunlar
Yazar: Aigerim Sabit Bıkmaz
I. Kararın Niteliği ve Uygulanacak Hukuk

İncelemenin ilk aşamasında, eldeki belgenin bir devlet mahkemesi kararı mı yoksa hakem kararı mı olduğu belirlenmelidir. Rusya’daki arbitraj mahkemeleri, ekonomik uyuşmazlıkları karara bağlayan devlet mahkemeleridir. Bu mahkemelerin adının Türkçeye “tahkim mahkemesi” şeklinde çevrilmesi, kararlarını hakem kararına dönüştürmez. Buna karşılık, Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası nezdindeki Milletlerarası Ticari Tahkim Mahkemesi (ICAC) kararları özel tahkim kararlarıdır.
Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07.07.2021 tarihli, E.2020/347, K.2021/464 sayılı kararı bu ayrımı doğrudan ele almaktadır. Mahkeme, St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Arbitraj Mahkemesinin Rus yargı sistemi içinde bir ticaret mahkemesi olduğunu tespit etmiş ve MÖHUK’un 50. maddesi ve devamındaki hükümleri uygulamıştır. Adalet Bakanlığından başlangıçta hakem kararlarına ilişkin bilgi gelmiş olması, çeviride kullanılan adlandırmanın yargılamanın seyrini nasıl etkileyebileceğini de göstermektedir.

Bu nedenle başvuru sırasında Rusça kararın aslı, kararı veren merciin hukuki statüsünü gösteren bilgiler ve bu konuda doğru bir Türkçe açıklama birlikte sunulmalıdır. Ayrıca kararın “Rus kararı” olarak nitelendirilmesi, alacaklının vatandaşlığına bağlı değildir. Mahkeme kararlarında belirleyici unsur kararı veren devlettir; tahkim kararlarında ise öncelikle tahkim yeri ve kararın tabi olduğu hukuki rejim dikkate alınır.

II. Tanıma ve Tenfiz Arasındaki Fark

Tanıma, yabancı mahkeme kararına Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisi kazandırır. Tenfiz ise kararın Türk icra organları aracılığıyla zorla yerine getirilmesini mümkün kılar. Örneğin, bir vakıanın tespitine ilişkin kesinleşmiş Rus mahkemesi kararına Türk yargılamasında kesin delil etkisiyle dayanılması için tanıma; borçlunun Türkiye’deki malvarlığından tahsilat yapılabilmesi için ise eda hükmü içeren kararın tenfizi gerekir.

MÖHUK’un 58/1. maddesi uyarınca mahkeme kararlarının tanınması için karşılıklılık şartı aranmaz. Bu nedenle Rusya ile karşılıklılık konusundaki uyuşmazlıklar, tek başına, yalnızca tanıma talebinin reddine dayanak oluşturamaz. Tenfiz talebinde ise ayrıca 54/1-a maddesi incelenir. MÖHUK’un 63. maddesi uyarınca hakem kararlarının tanınması da tenfiz hükümlerine tabidir; New York Sözleşmesi de tanıma ve tenfiz bakımından ortak ret sebepleri öngörmektedir.


İnceleme konusu

Rus devlet mahkemesi kararı

Rusya’da verilmiş ticari hakem kararı

Temel hukuki rejim

MÖHUK m. 50–59

Öncelikle New York Sözleşmesi; uygulanabildiği ölçüde MÖHUK m. 60–63

Kararın statüsü

Kararın verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş olması gerekir

Taraflar bakımından bağlayıcı olmalıdır; iptal ve icranın durdurulması ayrıca incelenir

Karşılıklılık

Tenfiz bakımından MÖHUK m. 54/1-a uyarınca aranır; yalnızca tanıma için gerekli değildir

Kararın Sözleşme’ye taraf bir devlet ülkesinde verilmesine ilişkin çekince uygulanır; fiilî tenfiz uygulamasının kanıtlanması gerekmez

Temel inceleme

Münhasır yetki, kamu düzeni ve savunma hakkı

Tahkim anlaşması, hakem heyetinin yetkisi, usul, bağlayıcılık, tahkime elverişlilik ve kamu düzeni


III. Rus Mahkemesi Kararlarının Tenfiz Şartları

1. Özel Hukuka İlişkin Bir Karar ve Kesinleşme
MÖHUK’un 50. maddesi, yabancı mahkemeler tarafından hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş kararları kapsar. Ceza mahkemesi kararlarının özel hukuk haklarına ilişkin bölümleri de 50/2. madde kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık, yalnızca para ödenmesini öngörmeleri, vergi ve idari yaptırımlara ilişkin kamu hukuku kararlarını bu rejime dahil etmez.

Kararın kesinleşip kesinleşmediği Rus hukukuna göre belirlenir. Kararın Türk hukukundakine benzer bir kanun yolu sisteminden geçmiş olması şart koşulamaz. Bununla birlikte, belgede yalnızca kararın icra edilebilir olduğunun belirtilmesi, her durumda kararın kesinleştiğinin ayrıca kanıtlanması gereğini ortadan kaldırmaz. MÖHUK’un 53. maddesi uyarınca kararın usulüne uygun şekilde onaylanmış aslı veya onaylı örneği, kesinleştiğini gösteren usulüne uygun belge ve bunların onaylı Türkçe tercümeleri sunulmalıdır. Uygulanabildiği ölçüde apostil, belgenin resmi niteliğini doğrular; tek başına kararın kesinleştiğini veya tenfiz şartlarının gerçekleştiğini kanıtlamaz.

2. Karşılıklılık ve Güncel Yargı Uygulamasının Değerlendirilmesi
MÖHUK’un 54/1-a maddesi karşılıklılık için üç alternatif dayanak kabul eder: milletlerarası sözleşme, yabancı devlet hukukunda Türk mahkemesi kararlarının tenfizine imkân veren bir hüküm veya fiilî uygulama. Bunlardan birinin bulunması yeterlidir. İncelenen 2025 ve 2026 tarihli kararlarda başlangıç noktası, Türkiye ile Rusya arasında mahkeme kararlarının tenfizini sağlayan bir sözleşmenin bulunmaması olmuştur. Bu tespit tenfiz yolunu bütünüyle kapatmaz; mevzuata dayalı veya fiilî karşılıklılığın araştırılmasını gerektirir.

Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E.2020/347, K.2021/464 sayılı kararında Rus mevzuatındaki tenfiz şartlarını ve dosyadaki hukuki görüşleri değerlendirerek mevzuata dayalı karşılıklılığın bulunduğunu kabul etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi de E.2021/3417, K.2022/80 sayılı ve 18.01.2022 tarihli kararında Rus kararlarının Türkiye’de daha önce tenfiz edilmiş olmasını dikkate almış, karşılıklılık bulunmadığı gerekçesiyle verilen ret kararını kaldırmıştır. Ancak bu ikinci kararın sonucu, tenfiz talebinin doğrudan kabulü değil, dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesidir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin E.2023/4469, K.2025/679 sayılı ve 24.02.2025 tarihli kararı, ispat konusunda daha katı bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Daire, Rus kararlarının Türkiye’de daha önce tenfiz edilmiş olmasını tek başına yeterli görmemiştir. Türkiye mahkemelerince verilen kararların Rusya’da tenfiz edildiğine ilişkin yeterli delil sunulmadığından, somut olayda fiilî karşılıklılık kabul edilmemiştir. Mevzuata dayalı karşılıklılık hakkındaki bilirkişi raporlarının çelişkili olması nedeniyle, ilgili Rus mevzuatının onaylı tercümesinin ve üniversitelerin ilgili kürsülerinden seçilecek uzmanlarca hazırlanmış denetlenebilir bir raporun alınması gerektiği belirtilmiştir. Karar, Rus kararlarının hiçbir koşulda tenfiz edilemeyeceği yönünde genel bir tespit içermemektedir.

Aynı yıl verilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E.2025/564, K.2025/5247 sayılı ve 10.09.2025 tarihli kararında ise farklı bir sonuç görülmektedir. Deniz yoluyla taşımadan kaynaklanan alacağın tahsiline ilişkin St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Arbitraj Mahkemesi kararının tenfizine yönelik talebin kabulüne ilişkin karar onanmıştır. İlk derece mahkemesi fiilî karşılıklılığın bulunduğunu kabul etmiş, Yargıtay ise harca ilişkin itiraz dışında temyiz itirazlarını reddetmiştir. Bununla birlikte Daire, karşılıklılık meselesini ayrıca ve ayrıntılı biçimde tartışmamıştır. Dolayısıyla bu karar, tenfizin mümkün olduğuna ilişkin somut bir örnektir; karşılıklılık meselesinin tüm davalar bakımından kesin olarak çözüldüğü sonucunu doğurmaz.

İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2025/381, K.2026/102 sayılı ve 12.02.2026 tarihli kararı da güncel uygulama bakımından önem taşımaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin bozma kararından sonra mahkeme bilirkişi incelemesi yaptırmış; bilirkişi heyetinin çoğunluğu mevzuata dayalı karşılıklılığın bulunduğu kanaatine varırken bir bilirkişi aksi yönde görüş bildirmiştir. Mahkeme ayrıca Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.09.2025 tarihli onama kararını esas alarak tenfiz talebini yeniden kabul etmiştir. UYAP kayıtlarına göre henüz kesinleşmemiş olan bu karar, tartışmanın devam ettiğini gösteren bir ilk derece mahkemesi örneği olarak değerlendirilmelidir.

Bu kararların birlikte değerlendirilmesinden çıkan pratik sonuç şudur: Davacı, karşılıklılık iddiasını mümkün olduğunca hem güncel Rus mevzuatıyla hem de Rusya’da Türk mahkemesi kararlarının tenfiz edildiğini gösteren kararlarla desteklemelidir. Ayrıca emsal kararların mahkeme kararlarına mı yoksa hakem kararlarına mı ilişkin olduğu kontrol edilmelidir. Bir Türk hakem kararının Rusya’da New York Sözleşmesi uyarınca tenfiz edilmiş olması, devlet mahkemelerinin kararları bakımından tek başına fiilî karşılıklılığı kanıtlamaz. Adalet Bakanlığının ülke bazında istatistik bulunmadığı yönündeki bildirimi de tek başına karşılıklılığın bulunmadığı anlamına gelmez. Bunlar, incelenen kararların gerektirdiği ayrım temelinde yapılan hukuki değerlendirmelerdir.

3. Münhasır Yetki ve Aşırı Yetki
MÖHUK’un 54/1-b maddesi uyarınca karar, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmiş olmamalıdır. Türkiye’de bulunan taşınmaz üzerindeki ayni haklara ilişkin kararlar, bu incelemenin tipik örneğidir. Buna karşılık, olağan bir ticari para alacağında borçlunun Türk şirketi olması veya Türkiye’de malvarlığının bulunması, tek başına münhasır yetki oluşturmaz.

Aynı hüküm, davalının itirazı üzerine, uyuşmazlık veya taraflarla gerçek bir bağlantısı bulunmadığı halde kendisini yetkili kabul eden yabancı mahkeme kararlarına karşı da koruma sağlar. Münhasır yetki ile aşırı yetkiye ilişkin bu itiraz ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ayrıca iş, tüketici ve aile hukuku uyuşmazlıkları kendi koruyucu hükümleri ve uygulanabilir sözleşmeler çerçevesinde ele alınır; bu alanların tamamını genel biçimde “tenfiz edilemez” olarak nitelendirmek doğru değildir.

4. Usulüne Uygun Tebligat ve Savunma Hakkı
MÖHUK’un 54/1-ç maddesi kapsamında, usulüne uygun tebligat yapılmaması, temsilin bulunmaması veya tarafın yokluğunda uygulanabilir usul hukukuna aykırı biçimde karar verilmesi, aleyhine tenfiz istenen kişinin itirazı üzerine incelenir. Savunma hakkının ağır biçimde ihlal edilmesi kamu düzeni bakımından da önem taşır. Uygulanabilir uluslararası tebligat hükümleri dikkate alınarak davalının hangi belgeden ne zaman haberdar olduğu ve savunma yapma imkânına sahip olup olmadığı ortaya konulmalıdır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E.2014/2883, K.2014/10015 sayılı ve 29.05.2014 tarihli kararı, Rus yargılamasında tebligatın iade edilmesi ve davalıya savunma imkânı tanınmaması nedeniyle tenfizin reddedilmesine örnektir. Daire, daha önce verilen onama kararının düzeltilmesine ilişkin talepleri reddetmiştir.

Buna karşılık E.2025/564, K.2025/5247 sayılı dosyada (10.09.2025 tarihli karar), tebligatın Rus usul hukukuna uygun yapıldığı kabul edilmiş ve davalının yargılamaya katılmaması tenfize engel sayılmamıştır. Şirket yönetim kurulu başkanının tutuklu bulunmasının da tek başına şirketin temsil edilme imkânını ortadan kaldırmadığı yönündeki değerlendirme korunmuştur. Bu iki örnek, tarafın yokluğunda karar verilmesi ile savunma imkânından yoksun bırakılmasının aynı şey olmadığını göstermektedir.

5. Kamu Düzeni ve Esastan İnceleme Yasağı
MÖHUK’un 54/1-c maddesi, kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamasını şart koşar. Bu inceleme, Rus mahkemesinin yerine geçerek borcun yeniden hesaplanması veya sözleşmenin yeniden yorumlanması amacıyla kullanılamaz. Esas olan, kararın Türkiye’de doğuracağı sonuçların adaletin temel ilkeleri ve savunma hakkı gibi temel değerlerle bağdaşıp bağdaşmadığıdır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun E.2010/1, K.2012/1 sayılı ve 10.02.2012 tarihli kararı bu sınırı belirlemektedir. Kurul, yabancı mahkeme kararının gerekçe içermemesinin tek başına kamu düzenine açık aykırılık oluşturmadığını kabul etmiştir. Rus usulünün Türk usulünden farklı olması da tek başına tenfize engel değildir. Buna karşılık, tarafın savunma imkânından yoksun bırakıldığı bir yargılama ayrıca değerlendirilir.

IV. Rusya’da Verilen Tahkim Kararlarının Tanınması ve Tenfizi

1. New York Sözleşmesi’nin Uygulanması
Türkiye ve Rusya Federasyonu New York Sözleşmesi’ne taraftır. Türkiye’nin koyduğu çekinceler uyarınca Sözleşme, başka bir akit devletin ülkesinde verilen ve Türk hukukuna göre ticari sayılan ilişkilerden doğan hakem kararlarına uygulanır. Bu çerçeve, Rusya’da verilen ticari hakem kararlarının tenfizi bakımından devlet mahkemesi kararlarından farklı bir hukuki dayanak sağlar.

Sözleşme’deki karşılıklılık çekincesi, kararın başka bir akit devletin ülkesinde verilmiş olmasına ilişkindir. MÖHUK’un 54/1-a maddesi kapsamında devlet mahkemesi kararları için aranan fiilî karşılıklılığın, Sözleşme kapsamındaki hakem kararlarına ayrıca yüklenmesi mümkün değildir. MÖHUK’un 1/2. maddesi uyarınca Sözleşme hükümleri saklıdır. MÖHUK’un 60–63. maddeleri Sözleşme ile uyumlu ve uygulanabildiği ölçüde tamamlayıcı rol oynar; Sözleşme kapsamına girmeyen hakem kararları bakımından da önem taşır.

2. Tahkim Anlaşması ve Sunulması Gereken Belgeler
New York Sözleşmesi’nin II. ve IV. maddeleri uyarınca tahkim anlaşmasının ve hakem kararının usulüne uygun şekilde tasdik edilmiş asılları veya onaylı örnekleri sunulmalıdır. Türkçe dışında bir dilde düzenlenmiş belgelerin usulüne uygun tasdikli tercümeleri de dosyaya eklenmelidir. Başvuru öncesinde tahkim şartının somut uyuşmazlığı kapsayıp kapsamadığı, kararı veren hakem heyetinin taraflarca kararlaştırılan heyet olup olmadığı ve temsilcilerin yetkileri kontrol edilmelidir. MÖHUK’un 61. maddesi de tahkim anlaşması, hakem kararı ve bunların onaylı tercümelerini temel belge seti olarak düzenlemektedir.

3. Kararın Bağlayıcılığı ve İptal Başvurusunun Etkisi
Hakem kararları bakımından mahkeme kararları için aranan kesinleşme şartı aynı şekilde aranmaz. New York Sözleşmesi’nin V/1-e maddesi, kararın taraflar için henüz bağlayıcı olmamasını, yetkili makam tarafından iptal edilmiş veya icrasının durdurulmuş olmasını ret sebebi olarak düzenler. MÖHUK’un 60/1. maddesi de bağlayıcılığı alternatif yeterlilik ölçütü olarak kabul eder. Bu nedenle her dosyada Rus devlet mahkemesinden ayrıca kararın icra edilebilirliğine ilişkin bir karar alınmasının zorunlu olduğunu düşünmek doğru değildir.

İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2025/694, K.2025/1029 sayılı ve 19.11.2025 tarihli kararında bu ayrım uygulanmıştır. Mahkeme, Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası nezdindeki tahkim kurumu tarafından 23.10.2024 tarihinde düzenlenen bağlayıcılık belgesini ve sözleşme belgelerini değerlendirerek tenfiz talebini kabul etmiştir. Rusya’da karara karşı iptal başvurusu yapılmış olması itirazı, tek başına yeterli görülmemiştir. Henüz kesinleşmemiş bu ilk derece mahkemesi kararı, bağlayıcılık ölçütünün uygulanmasına somut bir örnektir.

Hakem kararının iptali için başvuruda bulunulması ile kararın iptal edilmesi birbirinden farklıdır. New York Sözleşmesi’nin VI. maddesi uyarınca tenfizi inceleyen mahkeme, yetkili makama iptal veya icranın durdurulması başvurusu yapılmış olması halinde kararını erteleyebilir; tenfiz isteyen tarafın talebi üzerine diğer tarafın uygun teminat göstermesine de karar verebilir. Erteleme otomatik değildir. Karar iptal edilmiş veya icrası durdurulmuşsa V/1-e maddesindeki ret sebebi ayrıca değerlendirilir.

4. Ret Sebepleri ve İspat Yükü
New York Sözleşmesi’nin V/1. maddesindeki ret sebeplerini kural olarak aleyhine karar ileri sürülen taraf ispatlamalıdır. Bu sebepler; taraflardan birinin ehliyetsizliği veya tahkim anlaşmasının geçersizliği; hakem atanmasından ya da tahkim yargılamasından usulüne uygun haberdar edilmeme veya iddia ve savunmalarını sunma imkânından yoksun bırakılma; kararın tahkim anlaşmasının kapsamını aşması; hakem heyetinin oluşumunun veya yargılama usulünün tarafların anlaşmasına ya da uygulanacak hukuka aykırı olması; ayrıca kararın henüz bağlayıcı olmaması, iptal edilmesi veya icrasının durdurulmasıdır. Tahkime elverişlilik ve kamu düzeni konuları ise Sözleşme’nin V/2. maddesi uyarınca mahkemece resen incelenebilir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin E.2020/677, K.2021/1832 sayılı ve 09.12.2021 tarihli kararı, Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası nezdindeki ICAC tarafından verilen iki hakem kararı bakımından ispat yükünün dağılımını açıkça göstermektedir. Daire, davalının tahkimden ve hakemlerin seçilmesinden haberdar edildiğini ve savunma hakkının kısıtlandığı iddiasını kanıtlayamadığını tespit etmiştir. Hakem kararının siyasi saiklerle veya Türk hukukuna aykırı biçimde verildiğine ilişkin soyut iddialar yeterli görülmemiş ve tenfiz talebi kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi kararı harç yönünden kaldırılarak bu konuda yeniden hüküm kurulmuştur. Karardan çıkan sonuç, kamu düzenine dayalı itirazın somut vakıalarla ilişkilendirilmesi gerektiğidir.

V. Başvuru Usulü, Teminat ve Mahkeme Harçları

1. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Mahkeme kararları bakımından MÖHUK’un 51. maddesi görevli mahkeme olarak asliye mahkemesini belirlemektedir. İncelenen ticari uyuşmazlıklar asliye ticaret mahkemelerinde görülmüştür. Bununla birlikte, her Rus kararı bakımından görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğu söylenemez; uyuşmazlığın niteliği ve görev kurallarına ilişkin özel hükümler dikkate alınmalıdır. Yetki bakımından öncelikle aleyhine tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, bu yoksa sakin olduğu yer esas alınır. Her ikisinin de bulunmaması halinde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birine başvurulabilir.

Hakem kararları bakımından MÖHUK’un 60/2. maddesindeki yer itibarıyla yetki kuralı farklıdır. Tarafların yazılı olarak belirlediği yerdeki mahkeme yetkilidir. Böyle bir anlaşma yoksa aleyhine karar verilen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, bu yoksa sakin olduğu yer; bunların da bulunmaması halinde kararın icra edilebileceği malvarlığının bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Ticari hakem kararlarında görev bakımından ticaret mahkemelerine ilişkin hükümler de dikkate alınır. Mahkeme kararları için öngörülen Ankara–İstanbul–İzmir alternatifi bu hükme aynen aktarılamaz.

2. Yabancı Kişilerden İstenen Teminat ve Geçici Hukuki Koruma
Yabancı davacılardan MÖHUK’un 48. maddesi uyarınca istenebilecek yargılama giderleri teminatı, tenfizdeki karşılıklılık şartından ayrı bir konudur. Türkiye ve Rusya’nın taraf olduğu 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi’nin 17. maddesi, kapsamına giren kişileri teminat yükümlülüğünden muaf tutmaktadır. Adalet Bakanlığının açıklamasında bu hükmün tüzel kişileri de kapsayacak şekilde yorumlandığı belirtilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 2021 tarihli ve Yargıtayın 2025 tarihli incelenen kararlarında muafiyet Rus şirketleri bakımından uygulanmıştır. Başvuru sırasında şirketin tabiiyeti ile Sözleşme’nin kişi ve yer bakımından kapsamına ilişkin koşullara uyulduğu belgelenmelidir.

Bu muafiyet, ihtiyati haciz için istenebilecek teminatı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Para alacağının güvence altına alınması amacıyla ihtiyati haciz talep edildiğinde, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 257. maddesi ve devamındaki koşullar ile yaklaşık ispat ölçütü ayrıca değerlendirilmelidir. Talep edilen korumanın niteliğine göre ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir yoluna başvurulur. Yabancı bir kararın varlığı, geçici hukuki koruma için Türk mahkemesinden ayrıca karar alınması gereğini ortadan kaldırmaz; her dosyada sabit bir teminat oranı uygulanacağını söylemek de mümkün değildir.

3. Mahkeme Harçları: Nispi veya Maktu Harç ve Hesaplama Yöntemi
(a) Hukuki Çerçeve
Mahkeme harçları 492 sayılı Harçlar Kanunu (bundan böyle “HK”) ve bu Kanun’a ekli 1 sayılı Tarife ile düzenlenmiştir. Yabancı mahkeme kararları bakımından Kanun’da özel bir hüküm bulunmaktadır: HK’nin 4. maddesi uyarınca yabancı mahkeme kararlarının tenfizi davalarında harç, 1 sayılı Tarife’ye göre “ilamda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre” alınır. Hakem kararları bakımından HK’nin 3. maddesi yerli hakem kararlarına uygulanan rejime atıf yapmaktadır: hakem kararının icra edilebilirliğine ilişkin hâkim şerhi üzerine, kararın niteliğine göre harç alınır; yabancı hakem kararlarından da aynı şekilde harç alınır.

1 sayılı Tarife’nin A/III bölümü uyarınca karar ve ilam harcı iki şekilde alınır. Nispi harç, konusu belirli bir değerle ölçülebilen davalarda, esasa ilişkin karar verildiğinde hüküm altına alınan uyuşmazlık değeri üzerinden binde 68,31 (%6,831) oranında hesaplanır. Maktu harç ise nispi harca tabi olmayan davalarda ve davanın reddi halinde uygulanır; 2026 yılı için 732,00 TL’dir. 6728 sayılı Kanun ile 2016 yılında Tarife’nin bu bendine “Tahkim yargılamasında bu bent hükümlerine göre harç alınmaz” cümlesi eklenmiştir. Binde 68,31 oranı kanunla belirlenmiş olup yıllık yeniden değerleme kapsamında değildir; maktu tutarlar ise her yıl güncellenir. 2026 yılı için bu tutarlar 10783 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca %18,95 artırılmış ve Harçlar Kanunu Genel Tebliği’nin 98 sayılı nüshasıyla duyurulmuştur.

(b) Devlet Mahkemesi Kararlarına İlişkin Uygulama
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, tenfiz davasını eda davası değil, tespit davası olarak nitelendirmekte ve bu nedenle maktu harç ile maktu vekâlet ücretine hükmetmektedir. Daire, E.2015/14689, K.2017/2412 sayılı ve 25.04.2017 tarihli kararında alınan nispi harcı maktu harca dönüştürmüştür. Aynı yaklaşım, Dairenin yerleşik uygulamasına atıfla, E.2020/5273, K.2022/2001 sayılı ve 16.03.2022 tarihli çoğunluk kararında da benimsenmiştir. Bununla birlikte karşı oyda, yabancı kararın para alacağına ilişkin olması nedeniyle HK’nin 4. maddesi uyarınca nispi harç alınması gerektiği belirtilmiştir. Yukarıda anılan E.2025/564, K.2025/5247 sayılı ve 10.09.2025 tarihli kararda da Daire, istinaf mahkemesince alınan nispi harcı maktu harca çevirmiştir.

Diğer mahkemelerde farklı bir yaklaşım görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2017/19-930, K.2019/812 sayılı ve 27.06.2019 tarihli kararında, Harçlar Kanunu’nda yabancı mahkeme kararlarının tenfizinde nispi harç alınmasının özel olarak düzenlendiğini, yabancı hakem kararları bakımından ise böyle özel bir hüküm bulunmadığını açıkça belirtmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, E.2024/104, K.2024/173 sayılı ve 17.10.2024 tarihli kararında, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin HK’nin 4. maddesindeki “değeri” sözcüğünün Anayasa’ya aykırılığına ilişkin başvurusunu reddetmiştir. Başvuran mahkeme, tenfiz davasının tespit davası olduğunu ve maktu harca tabi tutulması gerektiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi çoğunluğu, nispi harç alınmasının taraflara aşırı bir yük getirmediğini; harcın yalnızca dörtte birinin peşin ödendiğini, dava kabul edilirse kalan kısmın davalıya yükletildiğini ve borçlunun yabancı mahkeme kararını kendiliğinden yerine getirebileceğini kabul etmiştir. Üç üye karşı oylarında maktu harç görüşünü desteklemiştir.

Bölge adliye mahkemeleri çoğu kez nispi harç uygulamaktadır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E.2024/910, K.2024/1595 sayılı ve 12.11.2024 tarihli, 400.000 ABD doları ödenmesine ilişkin Bakü Ticaret Mahkemesi kararının tenfizine dair uyuşmazlıkta, nispi harç uygulanmasını öngören kararı onamış ve davalıdan 569.797,36 TL tutarında bakiye nispi istinaf harcının tahsiline karar vermiştir. Bu çalışma kapsamında incelenen kararlar arasında İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi de E.2025/381, K.2026/102 sayılı ve 12.02.2026 tarihli kararında nispi harç hesaplamıştır.

Sonuç olarak yeknesak bir uygulama bulunmamaktadır: ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri çoğu kez nispi harç talep ederken, konu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin önüne geldiğinde Daire nispi harcı maktu harca çevirmektedir. Uygulamada bu durum, mahkemenin talep etmesi halinde davacının dava açarken nispi harcın dörtte birini yatırmaya hazır olması gerektiği anlamına gelir. Harç ödenmeden sonraki usul işlemleri yapılamaz (HK m. 32); harcın eksik ödenmesi halinde eksiklik tamamlanıncaya kadar yargılama durur (HK m. 30). Peşin olarak fazla yatırılan harç ise yargılama sonunda talep üzerine iade edilir (HK m. 31).

(c) Hakem Kararlarına İlişkin Uygulama
Yabancı hakem kararları bakımından Hukuk Genel Kurulu, yukarıda anılan 2019 tarihli kararında, HK’nin 3. maddesi gereğince harcın yerli hakem kararları için alınan harçla aynı olması gerektiğini kabul etmiştir. 2016 değişikliğinden sonra yerli tahkim yargılamasında nispi harç alınmadığından, yabancı hakem kararlarının tenfizinde de nispi harç alınamaz; bu nedenle maktu harç ödenmelidir. Aynı sonuç, New York Sözleşmesi’nin III. maddesinden de çıkar: yabancı hakem kararlarına yerli hakem kararlarına kıyasla esaslı ölçüde daha ağır şartlar veya daha yüksek harçlar uygulanamaz. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi de ICAC tarafından verilen iki karar hakkındaki 2021 tarihli kararında bu yaklaşımı benimsemiştir. Bununla birlikte, yayınlarda bazı bölge adliye mahkemelerinin 2022 yılında nispi harç almaya devam ettiğine ilişkin kararlara da yer verilmektedir. Bu nedenle bu dava kategorisinde de harç konusu önceden açıklığa kavuşturulmalıdır.

(d) Nispi Harcın Hesaplanması
Mahkemenin nispi harç uygulaması halinde hesaplama aşağıdaki aşamalardan oluşur.

İlk olarak harca esas değer belirlenir. HK’nin 4. maddesi uyarınca bu değer, yabancı mahkeme kararında hüküm altına alınan edimin değeridir; kural olarak asıl alacak ile aynı kararda hükmedilen diğer tutarları kapsar. Davacı dava dilekçesinde dava değerini belirtmelidir (HK m. 16). Yargılama sırasında gerçek değerin daha yüksek olduğu anlaşılırsa, eksik kalan tutar üzerinden peşin harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilemez (HK m. 30).

İkinci olarak, yabancı para cinsinden tutar, tenfiz davasının açıldığı tarihteki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilir. Yargıtay, “talep miktarının dava tarihindeki Türk lirası karşılığının belirlenmesini ve bu tutar üzerinden nispi harç alınmasını” istemektedir. Uygulamada dava tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının döviz kuru esas alınır. Sonradan meydana gelen kur değişiklikleri harç tutarını etkilemez: 2024 tarihli İstanbul dosyasında, istinaf kararı 2024 yılının sonunda verilmiş olmasına rağmen harca esas değer 2023 yılında dava açıldığı tarihteki kur üzerinden hesaplanmıştır.

Üçüncü olarak harca esas değere binde 68,31 oranı uygulanır. Elde edilen tutar ilgili yargılama aşamasına ait karar ve ilam harcıdır ve maktu harçtan (2026 yılı için 732,00 TL) az olamaz.

Dördüncü olarak ödeme usulü belirlenir. Dava açılırken başvurma harcı (2026 yılında ilk derece mahkemeleri için 732,00 TL) ve nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin harç olarak ödenir (HK m. 27 ve 28/1-a). Kalan dörtte üçlük bakiye karar ve ilam harcı, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmelidir. Dava kabul edilirse bu tutar davalıya yükletilir; davacının ödediği peşin harç yargılama giderlerine dahil edilerek davalıdan tahsil edilir (HMK m. 326). Bakiyenin ödenmemesi kararın tebliğine, icrasına veya kanun yoluna başvurulmasına engel değildir (HK m. 28/1-a). Davanın reddi halinde davacıdan maktu harç alınır ve peşin yatırılan fazla tutar talep üzerine iade edilir (HK m. 31). Ayrıca vekâlet harcı ile harç niteliğinde olmayan gider avansı (HMK m. 120) ayrı olarak ödenir.

Beşinci olarak kanun yolu aşamalarındaki harçlar dikkate alınır. 1 sayılı Tarife’nin A/III/1 bölümü uyarınca, istinaf mahkemeleri ve Yargıtay tarafından itiraz konusu kararın onanması veya uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi halinde aynı oranlar uygulanır. Bu nedenle nispi harca tabi bir davada istinaf veya temyiz başvurusu yapılırken kanun yolu başvurma harcı (2026 yılında istinaf için 2.002,00 TL, temyiz için 3.608,50 TL) ve nispi harcın dörtte biri ödenir. Başvurunun esastan reddedilmesi halinde nispi harcın kalan kısmı başvurana yükletilir; 2024 tarihli İstanbul dosyasında da böyle olmuştur. Kararın kaldırılması halinde peşin harç talep üzerine iade edilir.

(e) Hesaplama Örneği
Rusya’daki bir arbitraj (devlet ticaret) mahkemesinin 1.000.000 ABD dolarının tahsiline karar verdiğini ve Türkiye’de tenfiz davasının açıldığı tarihte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının varsayımsal kurunun 1 ABD doları = 42,00 TL olduğunu kabul edelim. Harca esas değer 42.000.000 TL’dir. Nispi karar ve ilam harcı 42.000.000 × 0,06831 = 2.869.020,00 TL olacaktır. Dava açılırken 732,00 TL başvurma harcı ve 717.255,00 TL peşin harç (dörtte bir) ödenir; kalan 2.151.765,00 TL yargılama sonunda tahsil edilir ve dava kabul edilirse davalıya yükletilir. Mahkeme maktu harç uygularsa dava açılırken 732,00 TL başvurma harcı ve 732,00 TL karar ve ilam harcı, toplam 1.464,00 TL ödenir.


Aşama

Nispi harç uygulanması halinde

Maktu harç uygulanması halinde

İlk derece mahkemesinde dava açılması

732,00 TL (başvurma harcı) + 717.255,00 TL (peşin harç, ¼) = 717.987,00 TL

732,00 TL (başvurma harcı) + 732,00 TL (karar ve ilam harcı) = 1.464,00 TL

İlk derece kararı sonrasında

Kalan 2.151.765,00 TL (¾) haksız çıkan taraftan alınır; davacının peşin ödediği tutar davalı tarafından karşılanır

Ek ödeme yoktur; dava reddedilirse maktu harç davacı üzerinde kalır

Davalının istinaf başvurusu

2.002,00 TL + 717.255,00 TL peşin harç; başvurunun esastan reddi halinde ayrıca 2.151.765,00 TL

2.002,00 TL + karar için maktu harç

Temyiz başvurusu

3.608,50 TL + 717.255,00 TL peşin harç; karar onanırsa nispi harcın kalan kısmı

3.608,50 TL + Yargıtay kararına ilişkin maktu harç


Dava nispi harç rejimi kapsamında üç yargılama derecesinden geçerse toplam harç tutarı, tahsil edilmek istenen miktarın beşte birine yaklaşabilir; Anayasa Mahkemesi üyeleri karşı oylarında bu hususa dikkat çekmiştir. Örnek yalnızca açıklama amacı taşımaktadır: gerçek tutarlar karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye, dava tarihindeki döviz kuruna ve ilgili mahkemenin uygulanacak harç türüne ilişkin yaklaşımına bağlıdır.

(f) Uygulamaya Yönelik Öneriler
Uygulamadaki farklılıklar nedeniyle tenfiz başvurusunda dava değerinin ve başvuru tarihindeki döviz kurunun belirtilmesi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin uygulamasına atıfla maktu harç yatırılması ve mahkemenin talep etmesi halinde nispi harcın dörtte birinin tamamlanmasına hazır olunması tavsiye edilir. Buna rağmen nispi harç alınır ve Yargıtay sonradan kararı düzeltirse, maktu harcı aşan tutarın iadesi talep edilebilir. Türkiye’de tahsilatın maliyeti değerlendirilirken tüm yargılama derecelerindeki harçlar bütçeye dahil edilmeli; nihayetinde bu harçların haksız çıkan tarafa yükletileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Hakem kararları bakımından New York Sözleşmesi’nin III. maddesi ek bir hukuki argüman sağlar.

Tenfiz kararından sonra ilamlı icra aşamasına geçilirken kanun yoluna başvurunun etkisi ayrıca dikkate alınmalıdır. MÖHUK’un 57/2. maddesi, Yargıtay’a temyiz başvurusunun icrayı durduracağını düzenlemektedir; 61/2. madde bu hükmü hakem kararları bakımından da uygulanır hale getirir. Tenfiz talebinin kabul edilmesi, kararın her durumda derhal icra edilebileceği anlamına gelmez.

VI. Sonuç
Rus mahkemesi kararlarının ve hakem kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizinde ilk belirleyici adım, kararın doğru hukuki nitelendirmesinin yapılmasıdır. Rusya’nın devlet arbitraj mahkemelerinin kararlarına MÖHUK’un 50–59. maddeleri; Rusya’da verilen ve Sözleşme kapsamına giren ticari hakem kararlarına ise New York Sözleşmesi uygulanır. Mahkeme kararlarının yalnızca tanınması için karşılıklılık aranmaz. Tenfiz bakımından ise belirli bir karşılıklılık dayanağının ortaya konulması gerekir.

İncelenen kararlar, Rus mahkemesi kararlarının tenfizinin mümkün olduğunu, ancak karşılıklılığın her davada tartışmasız biçimde kabul edildiğinin söylenemeyeceğini göstermektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2025 yılında verdiği bozma kararı ile aynı yıl Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin verdiği onama kararı birlikte değerlendirilmelidir. Hakem kararlarında ise Sözleşme’ye taraf devlet bağlantısı, geçerli bir tahkim anlaşması ve kararın bağlayıcılığı ön plana çıkar. Mahkeme harçları konusu da tartışmalıdır: Anayasa Mahkemesi 2024 yılında Harçlar Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca nispi harç alınmasını Anayasa’ya uygun bulmuş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi maktu harç uygulamasını sürdürmüş; hakem kararları bakımından ise Hukuk Genel Kurulu nispi harç alınamayacağı sonucuna varmıştır. Her iki rejimde de belgelerin doğru hazırlanması, savunma hakkıyla ilgili usul sürecinin açıkça ortaya konulması ve harçların önceden hesaplanması, başvurunun hukuki dayanağı kadar önemlidir.
Made on
Tilda